Продолжение следует... İzlediğiniz için teşekkürler. Speaker 1 İnşallah güzel, keyifli buluşma olacak. Patlayacağım heyecanda. Geliyor mu? Sayın Genel Başkanım, sizi bekliyoruz. Evet, Müştakbel Cumhurbaşkanımız. Efendim hoş geldiniz. Kılıçdaroğlu Hoş bulduk, hoş bulduk. Speaker 1 Ne iyi ettiniz. Kılıçdaroğlu Teşekkür ederim. Speaker 1 Gerçekten çok iyi ettiniz. Nereye oturacağız? Beğendiğiniz yer efendim. O kadar söyleme. Yok gerçekten. Evet, merhaba arkadaşlar. Merhabalar. Gençlerle bir araya gelmekten ne kadar mutlu olduğunuzu çok iyi biliyorum. Arkadaşlarımız da böyle bir organizasyonu planladılar. Ben de çok heyecanlı tabii ki katılma tarz ettim. Bugün söz serbest dedik. İstedikleri yerden sorabilirsiniz dedik. İstediğiniz yerden sorabilirsiniz dedik. Zor olmama kaydıyla. Artık zorluğunu siz belirleyeceksiniz. Onlar her yerden sormak isteyecekler. Evet ben hemen hiç vakit kaybetmeden elinizi kaldırmanız yeterli. Evet ilk soruyu hemen başlatabiliriz. Speaker 3 İsmim Arda, Gazi Üniversitesi'nde okuyorum. Bugün burada sizden... Hangi bölüm? İnşaat mühendisliği. İnşaat güzel. Birinci sınıf öğrenci. Umarım depreme dayandıklı konutlar yaparsın. Evet. Sorum şu, aday olduğu için Muharrem İnce'ye sinirli misiniz? Bir de seçim ikinci tura kalacak diyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında? Kılıçdaroğlu Bir, hiç kimseye sinirlenmem. O konuda emin olabilirsin. Zaten o nedenle çok sakin olduğum için başta eşim, herkes bu kadar da sakin olunmaz diye söyler zaman zaman. Muharrem Bey ile elbette ki benim uzun süre devam eden bir arkadaşlığım da var. Grup başkan vekilliğimizi yaptı. Ayrı yol çizdi. Kendisine saygı gösteriyorum ayrı yol çizdiği için. Herhangi bir kırgınlığımda zaten söz konusu olamaz. Doğru da değil. Ama bir şeyi iyi düşünmemiz lazım. Eğer biz gerçekten Türkiye'nin içinde bulunduğu bu zor koşullarda Türkiye'yi çıkaracaksak birleşmek gerekiyor. O nedenle gittiğim yerlerde gençler birleşe birleşe kazanacağız diye slogan atıyorlar. Bence en doğrusu da bu. Birleşmek ve Türkiye'nin içinde bulunduğu bu olumsuz tablodan tümüyle çıkarmak en büyük arzum bu. Güzel. Cevap tamam. Speaker 3 Benim bir sorum daha var. Kusura bakmayın biraz arkadaşlarımın vaktini çalmış olacağım ama. İlerleyen süreçlerde sizin de dans ettiğinizi görecek miyiz? Siz de dans etme konusunda hünerli misiniz? Kılıçdaroğlu Bu zor soru hakikaten başkanım. Şimdi bu işe beni bulaştırmayın. Speaker 1 Benim fena değil. Kılıçdaroğlu Dans konusunda, dans konusunda. Speaker 1 Fena değil mi? Fena değil. Orada ben ikame edeyim. Kılıçdaroğlu Bu işi iyi hallediyor. Speaker 1 Evet. Evet, başka soru. Evet, buyurun. Speaker 4 Merhabalar. Ali Can Yıldızalp, İzmir'den geliyorum. Yapay zeka sektöründe çalışıyorum. Yani öğrenciliğim bitti, çalışanım artık. Benim sorum biraz daha spesifik bir konuda olacaktı. Şimdi bugün bir rapor baktım BM tarafından gelen. Dünyada bu yükselen son 3 yıldır pandemiden beri gelen gıda enflasyonunun bu sene inişe geçtiği gözüküyor. Ama rakamlara baktığımızda Türkiye'de aksine böyle bir roket demiş. Daha da yukarı parabolik şekilde yükseliyor. Yani sizin bu konuda ne yapmayı planlıyorsunuz? Çünkü artık insanlar karnını doyuramayacak seviyeye gelmeye başladı. Özellikle et fiyatları ya proteine erişemiyor insanlar. O duruma geldik. Bu konuda da böyle insanları rahatlatacak bir cevap verebilir misiniz? Çok merak ediyorum. Teşekkür ederim. Kılıçdaroğlu Arabanız olmayabilir, buzdolabınız olmayabilir ama günde birkaç kez yemek yemek zorundasınız. Ve hepimizin bir şekliyle karnın doyması lazım. Bu anlamda tarımın ihmal edilmeden stratejik sektör olarak değerlendirilip Türkiye'nin üreten bir sürece geçmesi lazım. Yani buğdayını, arpasını, yulafını, mısırını her şeyi kendisi üretebilir. Şöyle bir örnek vereyim. Hollanda Konya'dan küçük arazi olarak. Hollanda'nın yıllık tarım ürünü ihracatı 100 milyar doların üstünde. Bizim ise o kadar bırakın her şeyi ithal etmeye başladık. Formülü şu, maliyet artı makul kar eşittir taban fiyat. Bu çerçevede yaptığımız zaman hiçbir üretici zarar etmeyecek. Dolayısıyla Türkiye kazanacak. Mesela Erzurum'u alalım. Erzurum ve çevresindeki iller, Elazığ, Tunceli, Ardahan, Kars, Iğdır, Bütün bunların tamamı hayvancılık ve ona dayalı endüstri olarak geliştirilebilir. Kafkasların ve Orta Doğu'nun yıllık et ve et ürünleri ihtiyacı 25 milyar dolar. Biz 2 milyar dolar değil 500 milyon dolar bile almıyoruz. Dolayısıyla alanı büyüttüğümüz zaman hem biz kazanıyoruz hem diğer iller, diğer ülkeler kazanmış oluyorlar. Özellikle biz su konusunda da sürdürüyoruz. Hani bizim suyumuz sürdürülebilirlik... Mikrofon. Evet. Speaker 4 Çok pardon. Su konusunda, yani sürdürülebilirlik konusunda da çok büyük bir sıkıntı yaşıyoruz ülke olarak. Sürdürülebilirlik kalkınma planınızda var mı? Kılıçdaroğlu Şimdi sürdürülebilirlik nedir? Devlette sürdürülebilirliği sağlayan devletin kadrolarıdır. O kadroların liyakatli olması lazım ve işin ehline teslim edilmesi lazım. O sürdürülebilirliği sağlıyor. Sürdürülebilirlik aynı zamanda bilimde ve teknolojideki gelişmeleri izlemek ve onları yakalamak ve onları aşmak demektir. Onun için mücadele etmek demektir. Eğer biz bunları yapabilirsek, yani üniversiteler bilgi üretebilirse, devlette yetkin kadrolar olabilirse, herhangi bir yerde sorun çıktığında o soruna uygun çözümler süratli bir şekilde üretilebilirse, sürdürülebilirliği sağlarsınız. Sürdürülebilirlik aynı zamanda adaletli bir düzen içinde mümkündür. Yani kurumların kendi görevlerini yaptığı bir düzen içinde mümkündür. Eğer siz hak etmeyen bir kişiyi belli bir konuma getirebilirseniz, Sürdürülebilirliğinin önündeki en büyük engeli orada oluşturmuş olursunuz. O nedenle devlette liyakat önemlidir, üniversitelerin bilgi üretmesi önemlidir ve üniversitelerin de gerçek anlamda üniversite olması lazım. Yani adı üniversite dediği zaman üniversite olmuyor. Dört aşamalı bir program uygulamadığınız takdirde ülkeyi hızla büyütemezsiniz. Bunun birinci aşaması demokrasidir. Yani can ve mal güvenliği, yani yargı bağımsızlığıdır, yani düşünce özgürlüğüdür, medya özgürlüğüdür. Bunlar demokrasinin temel kurallarının bir ülkede olması lazım. Bunlar olduğu zaman benim can ve mal güvenliğim var demektir. İkincisi üreten Türkiye. Türkiye'nin üretmesi lazım. Ama ne üretmesi lazım? Türkiye'nin katma değeri yüksek ürün üretmesi lazım. Katma değeri yüksek ürün üretmezseniz Türkiye'yi dünyada söz sahibi yapamazsınız. Hepinizin cep telefonları var ama hiçbirisini biz üretmiyoruz. 85 milyonluk bir ülke katma değeri yüksek ürün üreten ülkelerin pazarı konumunda şu anda hepimiz. Pazardan çıkmak, tam tersine dünyayla rekabet etmek istiyoruz. Bu ikincisi. Üçüncüsü güçlü bir sosyal devlet. Yani biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar. Güçlü sosyal devlet hiç kimsenin aç ve açıkta kalmadığı ve devletin her yurttaşı bir şekliyle kucakladığı ve ona asgari belli güvenceler sağladığı devlet demek. Bir dördüncüsü sürdürülebilirlik. Sürdürülebilirlik demokrasi kavramı sürekli gelişiyor. Teknolojide olağanüstü gelişmeler oluyor. Bilimde olağanüstü gelişmeler oluyor. Sosyal devlet anlayışında olağanüstü gelişmeler oluyor. Siz bütün bu gelişmeleri hem izlemek hem öncü olmak istiyorsanız bütün bu politikaların sürdürülebilir olması lazım. Ve yenilenmesi lazım. Yeniliğe açık olması lazım. Aksi halde bunun başarısı mümkün değil. Speaker 1 Ben gerelde yaptıklarınızdan birkaç cümle müsaade eder misiniz? Kılıçdaroğlu Tabii, tabii. Speaker 1 Şimdi sürdürülebilirlikle ilgili İlhan Tekeli Hoca'nın galiba çok hoş bir tanımı var. Diyor ki, sürdürülebilirlik geçmişle gelecek arasındaki adalettir. Bu hoş bir tarif. Neden? Çünkü köklerinizi eğer bilmiyorsanız bir gelecek inşa etmek mümkün değil. Bizim köklerimiz aslında olağanüstü, kendi kendine yeten ekonomisi olan bir Türkiye'ydi. Onu mahvettiler. Dışarıya bağlı, ithal ettikçe daha çok ithal etmeyi zorunlu hale getiren bir tarım ekonomisine dönüştürdüler. Bunu aşmanın en temel yolu küçük üreticiyi desteklenir. Küçük üreticiyi eğer doğduğu yerde doyurabiliyorsanız, o zaman kentle kır arasındaki dengeyi de koruyorsunuz. Geçmişle gelecek arasındaki adaleti de sağlıyorsunuz. Onun için yaptığımız birçok şey var. Onu ben sonra sonra anlatayım. Şimdi vaktini almayın Sayın Cumhurbaşkanımızın. Ama bir tane de sürdürülebilirlikle ilgili sünger kent uygulamaları. Hollanda'dan belki biliyorsundur. Türkiye'de uygulayan ilk şehir oldu. Sünger kent uygulamasını başlattık. Yağmur suyunu topluyoruz, depoluyoruz ve tarımda ve ev kullanımında kullanmaya başladık. Çok özür diliyorum Sayın Gelovaşkanı. Gayet güzel. Peki. Teşekkür ediyorum. Buyursunlar. Speaker 5 İsmim Kevser, Anadolu Üniversitesi Engelli Bakımı Rehabilitasyon Öğrencisiyim. Benim sorum başörtü konusundaki çıkışınız ve helalleşme adımlarınız çok konuşuldu. Bu konuda hala net misiniz? Özgürlüklerimiz ve kazanımlarımız korunacak mı? Kılıçdaroğlu Başörtüsü konusunda bizim karnemizin biraz kırık olduğunu önce ifade edin. Artık Türkiye'nin bu sorunu açtığını düşünüyorum. İster başı açık olsun, ister başı kapalı olsun. Herkesin düşüncesine, inancına, kimliğine, yaşam tarzına hepimizin saygı duyması lazım. Biz bunu her gittiğimiz yerde savunuyoruz. Eğer kişinin kimliği siyaset konusu olmazsa, inancı siyaset konusu olmazsa, yaşam tarzı siyaset konusu olmazsa o zaman Türkiye özgürleşmiş demektir. Eğer bunlar siyasete konu olduğu zaman kutuplaşan, ayrışan, kavga eden bir Türkiye gerçeği ortaya çıkıyor. Buradan Türkiye'nin süratle çıkması lazım. Çıktığımızı düşünüyorum ama hala kimlik basında mesela ayrışmalar var. Kimliklerimizi sorgulamaya başlıyoruz. Ya hiçbirimiz anne babamızı seçme özgürlüğüne sahip değiliz ki. O zaman benim kimliğim benim onurumdur. Ama benim kimliğim siyasete mazum olmaz. Siyaset, toplumların, insanların, bireylerin ve bizim dışımızdaki bütün canlıların, doğanın korunması için, onlara gelebilecek olan zararların bir şekliyle yok edilmesi için çalışan bir anlayıştır siyaset. Siyaseti böyle düşünmek lazım. Bir çocuk açsa bilmeliyiz ki hepimiz açız yani. Önce onun karnını doyması lazım. Veya bir kişi kimliğinden ötürü ötekileştiriliyorsa ona müdahale etmemiz lazım. Bu çerçevede düşünüyorum, bu çerçevede politikalarımızı da oluşturduk. 6 liderin de temel hedefi bu. Bir araya geldik, Millet İttifakı'nı oluşturduk. Sayın Başkan'ın bütün itirazlarına rağmen. Tabii işin esprisi. 6 lider de bir araya geldik. Gerçekten bir ortak mutabakat metni hazırladık. Orada bu söylediklerimin bütün ayrıntılarıyla yer aldı. Önemli olan bu ülkede herkesin özgürce, kılığı, kıyafeti, yaşam tarzı, kimliği ne olursa olsun özgürce, Adalet içinde yaşayabileceği bir Türkiye'yi hayata geçirmektir. Harika. Speaker 1 Bir örnek vereyim. Buna bir alkış yapmak istiyorum. Kılıçdaroğlu Gerçekten. Ağzıza sağlık. Bakın bir örnek vereceğim. Emine Şen Yaşar. Duyan var mı bilmiyorum. Evet bir kişi duymuş. Emine Şen Yaşar, iki çocuğu ve eşi siyasal olarak güçlü bir grup tarafından, bir aile tarafından katledildi. Kocası hastanede kafasına tüp vurularak öldürüldü. Ve bu kadıncağız bir kağıdın üzerine adalet yazıp hükümet konağının önünde adalet istiyorum dedi. İki çocuğum öldürüldü, kocam öldürüldü, bir çocuğum hapiste ama katillerini kimseye yakalayamıyor. Çünkü katiller çok güçlü, ellerinde silahlarla geziyorlar. Emine Şen Yaşar'ın avukatı bana ulaştı ve ben Emine Şen Yaşar'ın bulunduğu yere gittim. Emine Şen Yaşar Türkçe bilmiyor, ben de Kürtçe bilmiyorum. Bakın adalet sadece bizim için değil. Herkes için adalet olduğu zaman adalet kavramı yücelmiş oluyor. Emine Şen Yaşar'ın davasını takip ettik. Üzerinde durduk. Sekiz savcı iddianamı hazırlayamadı. Sekiz savcı korkudan beni sürerler mi diye. Müdahale ettik. Tekrar gittim. Bir daha gittim. Milletvekili arkadaşları görevlendirdik ve sonunda davayı açtılar. Dolayısıyla eğer adalet istiyorsak bu ülkede hak hukuk istiyorsak gerçekten bu ülkede kim haksızlığa uğruyorsa kim yaşı, cinsiyeti, yaşam tarzı ne olursa olsun kim haksızlığa uğruyorsa onun karşısında dik ve onurlu durmalıyız ve mücadelemizi yapmalıyız haksızlık karşısında susmamalıyız böyle bir geleneği umarım yaşatırız ve gençler de buna Speaker 1 sahip çıkarlar ağzınıza sağlık efendim evet buyurun Arkaya lütfen. Speaker 6 Merhaba, Yiğit Göktür Torun. Ben de OTTÜ'de sosyal bilimler yüksek lisans öğrencisiyim. Ben Antakyalıyım ve Antakya'da bu depremde aslında annemi babamı kaybettim, kuzenimi kaybettim, çok yakınımı kaybettim. Speaker 1 Teşekkür ederim. Speaker 6 Teşekkür ederim. Burada aslında biz çok fazla mağduriyet yaşadık. Özellikle Hatay olarak CHP'li bir belediyemiz olmasından dolayı da belli mağduriyetler yaşadık. Şimdiden gündem değişti gibi gözüküyor biraz. Biz deprem zedeler olarak gündemimiz değişmedi. Siz neler yapacaksınız bu konuda? Benim annem babam kayıp mesela ve bürokratik hukuki çok fazla engelle karşı karşıyayız ve bize yol gösteren, bize yardımcı olan yetkililer yok maalesef. Siz iktidara geldiğinizde biz bu mağduriyetlerle nasıl savaşacağız? Çünkü bizim umudumuz bugünlerin değişmesi. Ve bir sorum daha var. Biz sadece aslında iktidardan değil, belediyeden de yeteri desteği göremedik. CHP kendi içinde bir sorumlularla da yüzleşecek mi? Çok teşekkür ederim. Kılıçdaroğlu Büyük acı yaşandı. Başınız sağ olsun, hepimizin başı sağ olsun. 50 binin üzerinde can kaybımız var. Depremden hemen sonra ertesi gün deprem bölgesine gittim. Devlet nerede diye herkes feryat ödüyordu. Hatay'a, Hatay'dan Samandağ'a geçtik. Samandağ'dan gece bire doğru geldik. Sonra sabaha karşı Arsuz'a geldik. Olağanüstü zor bir süreçti. Enkazın altında kalanlar vardı. Ava buz gibi soğuktu. Çoğu donarak hayatını kaybetti maalesef. Belediyelerimiz süratle bir şekilde ulaştılar. Ama arama kurtarma ekipleri yeteri kadar yoktu. Onlar daha sonra geldiler. Başlangıçta vinç yok diye gazeteler, televizyonlar yazıyordu. Oysa ben kente girerken tırların üzerinde vinçlerin beklediğini gördüm. Bu vinçler burada neden gelip enkazı kaldırmıyorlar diye. Arama kurtarma ekibi olacak ki Vinç gelip hangi kolonu veya hangi duvarı kaldıracağını bilsin. Yanlışlıkla bir şeyi kaldırırsa enkazın altında canlı varsa onu öldürebilir diye. O nedenle beklediğini bana aktardılar. Çok büyük bir acı. Erdoğan da konuştu malum. Biz yeniden temelleri attık. Daireleri, binaları yapacağız. Size vereceğiz. 2 yılı ödemesiz 20 yıl taksitte parayı ödeyeceksiniz diye. Bu doğru değil. Anayasada çok açık bir hüküm var. İdarenin kusurundan kaynaklanan zararı idare ödemekle yükümlüdür. Anayasa böyle diyor. Dolayısıyla burada idarenin kusuru var mı yok mu onu size anlatayım. Bir binanın yapılması için 43 imzaya ihtiyaç var. Mimarı, mühendisi, harita mühendisi, jeoloji mühendisi 23 ayrı belgeye 43 imza atılıyor. 43 imza sahibi diyor ki biz yönetmeliklere uygun, depreme dayanıklı, binayı yaptık, beton testleri yapıldı, Demir testleri yapıldı. Her şey mükemmel ve bina bitti. Altına vasıyorlar imzayı ve bitiyor. Bense veya sizse sade bir vatandaş olarak gidiyorsunuz. Daire alacağım diyorsunuz. Daire bitmiş. Ruhsat alınmış. Her şey tamam. Depreme dayanıklı. Ben de gidiyorum. Tek imza atıyorum vatandaş olarak. Tapuda imzayı atıyorum. Parasını ödüyorum. Dairemi veya dükkanımı satın alıyorum. Benim hiçbir günahım yok. Kusur kimden? Ruhsatı verenlerden. Onların tamamı kamu görevlisi. Tamamı. Biz şunu söyledik. Altı lider de bunu onayladık. Bununla ilgili bir kanun teklifi de verdik Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne. Yıkılan binaların tamamını yapacağız. Dairelerin tamamını yapacağız. Kırsaldaki ahırlar var, evler var. Onları da yapacağız. Bir kuruş almadan hak sahiplerine teslim edeceğiz. Böylece sosyal devlet gerçek anlamda anayasaya uygun olarak gereğini yapmış olacak. Ama ölenleri geri getiremiyorsunuz. O zaman devletin oturup o ailelerle ayrıca helalleşmesi lazım. Yani eviniz yıkıldı, kabahat bendeydi. Ben bütün bu kabahatimi biliyorum. Binaları yeniden yaptım, depreme dayanıklı yaptım, size teslim ettim. Ama ölenleri getiremiyoruz, helallik istiyorum diyebiliriz. Bunlar olmadan bu iş olmaz. Biz böyle yapacağız. Tamamını teslim edeceğiz. Bir şey daha bölgenin yeniden ayağa kalkması lazım. Ve kentin ruhuna uygun bir planlama yapılması lazım. Örneğin Hatay sıradan bir kent değildir. Bizim açımızdan da dünya tarihi açısından da çok önemli bir kent. Dolayısıyla kenti yeniden inşa ederken şuralara güzel binalar yapalım asla değil. Tarihi dokunun, geleneksel yapıların tamamının korunması lazım. Ve onların yeniden inşa edilmesi lazım. O konuda duyarlı olan başkan burada. Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı'na şunu söyledim. Kentin yeniden yapılanma planını hazırlarken mutlaka yanınızda tarihçileri bulundurun. Hatta Sosyal Demokrat Parti'nin genel başkanı geldi Almanya'da. Onlar kent planlaması konusunda, tarihi dokunun korunması konusunda özel birimleri varmış Almanya'da. Onlarla da bizim Büyükşehir Belediye Başkanı'nı buluşturacağız. Onlar da kentin yeniden planlanmasıyla ilgili bir çabaya harcayacaklar. Speaker 1 Bir de yani imar affı, imar barışı adı altında herhangi bir düzenleme yapılmasına da izin vermeyeceksiniz. Kılıçdaroğlu Vermeyeceksiniz tabii. Speaker 1 Yani. Kılıçdaroğlu Dolayısıyla sadece vermeyeceksiniz değil, verenlere de oy vermeyeceksiniz. Verenlere de oy vermeyeceksiniz. Tabii. Speaker 1 Tabii. Speaker 7 Evet. Buyurun. Buyurun. İsmim Hakan, Atıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. sınıf öğrencisiyim. Benim sorum, milli savunma alanındaki yapılan teknolojik gelişmeler, İHA, SİHA, Kızılılima tarzında. Bu yatırımlar devam edecek mi? Bunu sormak istiyorum. Teşekkür ederim. Kılıçdaroğlu 1974 Gizli Bir Bakanlar Kurulu kararı var. Savunma sanayi ile ilgili. 1974. Ve o dönem açılan pek çok kurum var. İşte Aselsan'ı var, Havvetsan'ı var, Roketsan var. Kurtuluş Savaşı'ndan hemen sonra Kırıkkale'deki entegre savunma sanayi fabrikalarımız var. Bütün bunların hepsi var ve gayet güzel çalışıyorlar. Yalnız Aselsan'da çalışan çok nitelikli elemanlarımızın büyük bir kısmını Hollanda kaptı. Hala gidiyorlar. Bunların tamamının geliştirilmesi ve büyümesi lazım. Yatırımların mutlaka desteklenmesi gerekiyor. Çünkü Türkiye'nin bulunduğu coğrafya jeopolitik olarak çok kritik bir yerde. Hemen yanımız Orta Doğu var. Orta Doğu kan gölüne dönmüş vaziyete. Türkiye'nin güçlü olması lazım. İran Amerika ile çatışıyor. Türkiye'nin güçlü olması lazım. Yunanistan ile arada bir malum asarız keseriz diye bağırıp çağırıyoruz. Türkiye'nin gene bu bölgede güçlü olması lazım. Güç aynı zamanda sizin savunma sanayinizin güçlü olmasına bağlıdır. Eğer bu alanda güçlü olursanız illa silah kullanacağım diye bir kural yok. Ama herkes bilmeli ki Türkiye savunma sanayinde önemli bir aşamayı kat etmiş vaziyette. Onların tamamı büyütülecek. Eğer siz sadece özel sektöre verirseniz, diyelim ki arkadaşımız İHA'yı yapıyor, sadece özel sektöre verirseniz bu da Türkiye için büyük bir risk. Neden? yarın fabrikayı kalktı, Amerikalılara sattı. Ya da Katarlılara. Ya da Katarlılara, bizim tank paleti verdiğimiz gibi Katarlılara verdi. Olmaz. Dünyanın bütün demokrasilerinde artı otoriter rejimlerinde. Savunma sanayi mutlaka devletle beraber yürümek zorundadır. Çünkü silahı kullanacak olan kim? Ordu kullanacak. Savunma sanayini devlet kontrol edecek ama aynı zamanda özel sektör belli parçalarını üretebilir, Daha nitelikli üretimlere geçebilir, rekabet ortamı yaratılabilir. Bunların hepsi mümkün. Ama savunma sanayinin mutlaka desteklenmesi gerekiyor. Savunma sanayinin bir başka özelliği daha var. Katma değeri yüksek ürün üretmede en önemli alan, aynı zamanda uzay sanayi. Kaç bin derecede yanmayan boya, füze atmosfere girdiğinde o kadar çok ısılıyor ki ama o boyanın yanmaması lazım, korunması lazım. Buna benzer pek çok gelişmelere imkan sağladı. cep telefonları dahil. Speaker 1 Doğru. Evet, buyursunlar. Speaker 8 Ben Bora Eren, öğrenciyim. Nerede? Nerede öğrenci? Bilkent Üniversitesi, İşletme Fakültesi. Aslında benim size yönelteceğim soru daha önce defa size yöneltildi ama özellikle şu süreçte tekrar tekrar üzerinde durulması gereken bir husus olduğunu düşünüyorum. Size her kesimden çeşitli yakıştırmalar geliyor. İşte Kandil'in adayı, FETÖ'nün adayı gibi. Buna tekrardan net bir cevap alabilir miyiz? Biz buna nasıl bakabiliriz? Kılıçdaroğlu Önce bilebilir miyim? Şöyle, terör örgütünün saldırdığı tek kişi benim. Ardanuş'ta Karadeniz'deydik. Giderken saldırıya uğradık. Bir erden şehit oldum. O aileyle de hala ilişkilerimiz var, görüşüyoruz. O kadar çok şey söylendi ki benimle ilgili. Yani artık bunları ciddiye almıyorum. Bir olay anlatayım size. O zaman grup başkan vekiliyim. bir haber. Kılıçdaroğlu Almanya'da işte o biçim bir gece kulübüne gitti. Dışarıya çıktı. 3 tane PKK'lı ile şu arabaya bindi. Şu caddeden gitti. Elimde belgeler var. Bunları kamuoyuyla paylaşacağım. Allah Allah'ım. Tarih veriyor. Elinde bir belge var. Onu gösteriyor. Neyse belgeleri çıkardık. Tarihe baktık. Ben o tarihte Ankara'dayım. Ankara'dayım. Bereket versin. Onu da kanıtlayabiliyorum. Ankara'dan İstanbul'a giderken uçak biletim var. Yani kimse burada değilsin de diyemez yani. Mecburen tuttuk bir avukat. Dava açtık. Bunun sahte olduğunu, yanlış olduğunu, her şeyi kanıtlamaya çalıştık. Şunu bize hepimizin kabul etmesi lazım. Terör bir insanlık suçudur. Nokta. Kimden gelirse gelsin, nereden gelirse gelsin, terörü hiç kimse savunamaz. Hiç kimse terör bir insanlık suçudur. Biz bakın... Terör konusundaki duyarlılığımız yeni değil. Ta en başından beri biz teröre karşı dururuz. Ama şu da bir gerçek. Beğenmediğiniz insanı terörist diye suçlayamazsınız. Ya bir ara neredeyse bütün soğan üreticilerini terörist ilan etmişlerdi. Herkes terörist oldu yani. Terör bir insanlık suçudur. Nereden de kimden gelirse gelsin, bütün insanlığın buna karşı çıkması lazım. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak terör örgütlerinin isimlerini dillendirmemeye özen gösteririz. Çünkü terör örgütü terörü kendi adının daha geniş kitlelere yayılmasını sağlamak için de terör yapar. Terör öyelerine girişir. Bizim girin Genelkurmay'ın internet sitesine, Milli Savunma Bakanı'nın internet sitesine mesela PKK demez. Bölücü terör örgütü der. Biz de öyle deriz. Biz bölücü terör örgütü dediğimiz zaman vay efendim siz neden PKK demiyorsunuz? Ya arkadaş ben terör örgütünün reklamını yapmak zorunda mıyım? Var mı öyle bir şey? Dolayısıyla devletin durduğu yer, ordumuzun durduğu yer, bizim durduğumuz yer terör konusunda aynıdır. Ama insanlar bir şey yaptı diye hemen onu terörist ilan etmek, beğenmediğimiz insanları terörist diye damgalamak bunlar doğru değil. Bu ülkenin savcısı var, yargıcı var, bu ülkenin sağduyulu insanları var. Birisi terör yaptıysa yakalarsınız, getirirsiniz, yargının önüne çıkarırsınız, her türlü cezasını verirsiniz. Zaten kimse de bir şey diyemez yani. Dolayısıyla o konuda emin olmanızı isterim. Bana yönelik suçlamalar sadece bu terörle bağlantılı değil. Hemen hemen her alanda suçlamalar, her alanda, dünya kadar suçlamalar yapılır. Ama şundan bütün genç arkadaşlarımın emin olmasını isterim. Eğer bir kişi suçlanıyorsa, suçlayan insanın korkaklığındandır. Önüme çıkıp suçlayabilir değil mi? Cesareti varsa çıkarız televizyona, bizi suçlayabilir. Ama perdenin arkasından korkuyla, bize farklı bir şekliyle suçlamayı yöneltiyorsa, bunlara itibar etmemek lazım. Speaker 1 Sayın Genel Başkanım, burada bir şey söylemem lazım. Gerçekten sizinle ilgili bu yürütülen yıllardır. Dezenformasyon, saldırılar. Hakikaten ama bir tanesi beni çok güldürüyor. Müsaade ederseniz onu hatırlatmak istiyorum. Aşı olmayacağım, sıram gelince olacağım diyorsunuz. O da diyor ki, gittin aşı oldun diyor. Siz de diyorsunuz ki, sıram geldi oldu. Gerçekten nereden saldıracağını bilmiyor. Sürekli bir dezenformasyon, sürekli bir saldırı. Ama maşallah sağlamıyor. Kılıçdaroğlu Ben çok iftira atılan kişilerden birisiyim. Speaker 1 Evet. Kılıçdaroğlu Bununla ilgili belki bir özel çalışma yapmak lazım. Speaker 1 Gerçekten. Kılıçdaroğlu Özgür Bey, bir çalışma yapar mısınız bununla ilgili? Speaker 1 Bu kadar var mı başka? Evet. Müthiş yani. Önden herkesin elleri kalkmış yalnız. Önce size vereyim. Evet, sonra da size vereceğim. Tamam. Speaker 9 Öncelikle merhaba. Merhaba. Kemal Hocam, Tunç Hocam. Ben Kadir Oztürkan. ODTÜ'de küresel siyaset ve uluslararası ilişkileri öğrencisiyim. Benim şöyle bir gözlemim var ki, şu an temsili demokratik sistem hem genç, özellikle gençlerin hem siyasal hem de sosyal taleplerini karşılamıyor. Size sürekli demokrasiyi vurguladığınız için şöyle bir soru sormak istiyorum. Cumhurbaşkanı olduğunuz takdirde gençlerin karar alma mekanizmalarında daha fazla pay alması için herhangi bir düşünceniz var mı? Varsa da nasıl bir düşünceniz var? Bunu sormak istiyorum. Siyaset bir mücadele Kılıçdaroğlu alanıdır ve o mücadele alanı içerisinde gençler bütün o enerjilerini, dinamizmini siyasete kullanabilmelidir. Eğer bu kullanılabilirse, gençlik kolları ve diğer alanlarda kullanılabilirse siyaset çok daha renkli, çok daha güzel bir noktaya taşınabilir. Speaker 1 Siyaseti çirkin, sığ, kötü bulabilirsiniz. O nedenle siyasetten uzak durmayı düşünebilirsiniz. Ama siz siyasetten uzak durdukça orada bırakan boşluğu bir başkası dolduruyor. Sonra siz o siyasette şikayet ettiklerinizi şikayet ettikleriniz tarafından değiştirmesini bekliyorsunuz. O nedenle bundan asla vazgeçmemek lazım. Siyasete girmek lazım. Siyasetin içinde dediği gibi genel başkanım tırnaklarınızla kazıyarak yol almaya gayret etmek lazım. Eğer bunu yapmazsanız şikayet ettiğiniz ne varsa bu hayatta misliyle katmerlenerek önünüze çıkmaya devam edecek. Kılıçdaroğlu Bir şey daha 6 lider anlaştık. Siyasi ahlak kanunu çıkaracağız. Çünkü siyasette rol alacak kişinin ya milletvekili, belediye başkanı, muhtar neyse seçimle bir yere geliyorsa siyasi ahlak kanunu öngördüğü kurallara uymak zorundadır. İş takipçiliği, adam kovalacıma, ihale kovalamaca bunların dışına çıkmak zorundadır. Siyasi ahlak kanunu çıkardığımız zaman siyaset de kirlilikten büyük ölçüde arınmış olacaktır. O nedenle hem siyaseti daha temiz bir zemine taşımak hem o temiz kişilerin daha rahat bir şekilde gelip ya ben de siyaset yapabilirim diye onlara alan açmak bu siyasi ahlak kanuna bağlı. Onu getireceğiz. Speaker 10 Evet ismimi Miraz Afözler. Başkent Üniversitesi Siyaset Bilimi okuyorum. Yurt dışı gezilerinizde sık sık bahsettiğiniz bir kavram var. Endüstri 4.0. Bu açıkçası beni çok heyecanlandırıyor. Bunu da ülkemizde görebilecek miyiz? Kılıçdaroğlu Göreceğiz tabii. Görmek zorundayız. MIT'ye gittim Amerika'da. Teknoloji konusunda dünyanın bir numarası. Sonra İngiltere'ye gittim. İngiltere'de yine teknoloji konusunda önemli birkaç üniversiteyi gezdim. Eğer siz teknolojiyi kendi ülkenize getiremezseniz, kendi ülkenizi büyütemezsiniz. Şöyle bir örnek vereyim size. Makine halısı yapabilirsiniz. 5 lira dolusu makine halısı gönderirsiniz, 100 lira kazanırsınız. Ama elin oğlu gelir, bir çanta içinde cep telefonları veya katma değeri yüksek ürün sizin kazandığınızın 10 katını kazanır. Biz şimdi dünyayla rekabet mi edeceğiz yoksa katma değeri yüksek ürün üreten ülkelerin pazarı mı olacağız? Biz pazar olmak istemiyoruz. Oradaki bilim insanlarıyla görüştüğümde olağanüstü bir alan orası. Olağanüstü bir nanoteknoloji, yapay zeka, pek çok alan. Ve bizim ülkemizde yetişmiş MIT'de çalışan çok sayıda hoca da var. Genç çocuklar var. Yetişmiş insan gücünü kendi ülkenize çekmek zorundasınız. Yüksek yetenek inşası kavramını duyan var mı acaba? yok güzel. Bunu ilk uygulayan İngiltere. İngiltere bütün sömürgelerinden, domiyonlardan en zekilerini İngiltere'ye getirdi. Ve bunlar buharlı motoru keşfettiler ve sanayi devrimini başlattılar. Uzay sanayi ile beraber Amerika İngiltere'nin elinden yüksek yetenek inşası konusundaki kozu elinden aldı büyük ölçüde. Amerika dünyada söz sahibi olmaya başladı. O da dünyanın her tarafından en zeki, İstelikli insanları getirmedi. İnsanlar oraya koştu. Üniversitelerde her türlü imkan sağlanıyor ve teknolojide olağanüstü gelişmeler oldu. Çin ile Amerika arasındaki kavga aslında bir yüksek yetenek inşası kavgasıdır. Dünyanın en zeki insanları benim ülkemdedir diyor Çin. Çünkü Amerika'nın bütün üniversitelerinde en zeki çocuklarını gönderdi. Onlar yetiştiler ve hepsi Çin'e döndüğünde Huawei gibi bir dünya devini yarattılar. Ve uzay sanayinde onlar da söz sahibi olmaya başladı. Türk siyaseti bunun ne kadar farkında? Asıl soru bu. Az önce söyledim. Aselsan'dan çok sayıda yetenekli evlatlarımız, çocuklarımız nereye gitti? Hollanda'ya, Kanada'ya, Amerika'ya, Japonya'ya, Güney Kore'ye. Büyük paralar veriyorlar buraya gelin diye. İngiltere'de yine bir üniversiteye gittim. Dekanla görüşüyoruz. Biz iki şeyi arıyoruz diyor. Bir, dünyanın en zeki çocukları nerede? Onları nasıl İngiltere'ye getiririz? İki, o çocukların yarattığı değeri metaya dönüştürecek fonu nereden bulabiliriz? Türkiye kökenli iki kişi. Covid-19 açısını buldu. Alman ekonomisine katkı 140 milyar doların üzerinde bir yılda. İki kişi. Yüksek yetenek inşası bu. Bu insan bir toplumu ileriye taşıyan o toplumu %2 üstün zekaları. Şimdi biz en yetenekli evlatlarımızı kapıyorlar. Biz işte daha bunun farkında bile değiliz. Oysa bunların bizde olması lazım. Bize gelmesi lazım. Bizde üretmesi lazım. Almanya 4-0. Neden? Almanya baktı. Çin'le rekabet edemiyorum. Ucuz iş gücü orada. Bakıyorsunuz İngiltere'yle de rekabet edemiyorum. Dışarıdan çok sayıda yabancı getirince Alman halkı ayağa kalkıyor. Bu kadar yabancıyı ne yapacağız diye. O zaman işleri robotlara yaptıracağız dediler. Şimdi birbirleriyle konuşan robotlar yapıyorlar. Robotların tabii tek özelliği bunlar duygusal değiller şimdilik. Verdiğiniz bir işi milim sapmadan yapıyorlar. 8 saat değil, 18 saat değil, 28 saat değil. Bütün bunların hepsi oluyor. Yapay zeka konusunda İngiltere'deki Yapay Zeka Derneği'ne gittim. 60 yıl önce kurulmuş. Biz yeni yeni konuşuyoruz. 60 yıl önce. Üniversitelerimizde geldi. Akademik kadrolarımız geride. İyi nitelikli gençlerimiz dışarıya gidiyor. Türkiye buradan kan kaybediyor. Speaker 1 Sayın Genel Başkanım, içimiz kararıyor. Biraz umut duymak istiyorum sizden. Umut burada. Umut orada. O zaman Umut burada. Speaker 11 Evet, buyurun. Ben Mert Çeyran, 12. sınıf öğrencisiyim. Öncelikle ikinci sorum olacak. İkinci soruyu sormaya birazcık çekindim açıkçası. O yüzden ikinci soruyu pas geçiyorum. Ya pas geçme, onu da sor. İlk sorum ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü hakkında. Biliyorsunuz ki AKP iktidarının son 10 yılında Türkiye-Avrupa ülkeleriyle aynı düzeyde basın özgürlüğüne sahip iken, Şimdi bir numun komünistlikte ülkeleriyle aynı seviyede görülmeye başlandık. İktidarınızda basın özgürlüğünün insanları istediği gibi haber yapma özgürlüğünü kısıtlayacak mısınız? Buna dair herhangi bir çalışmanız olacak mı? Olmaması gerektiğini düşünüyorum ben. Mert ikinci soruyu da sor. Bu bir. Sor sor. Kılıçdaroğlu Tehlikeli soruyu şimdi dinleyeceğiz. Speaker 1 Evet gelsin bakalım. Soruyu bulamadım. Bence bulacak başkanım. Speaker 11 Sorum Saadullah Ergin hakkında. Biliyorsunuz ki 2009 ve 2013 yılları arasında Adalet Bakanlığı görevini sürdürdü. Ve bu dönemde Ergen Okon ve Balyoz davaları da görülüyordu. Yani bu dönemde Fethullah'la açık açık ilişkisi olan birisi. Badem Bıyyan'ı kestiği için günahları affedildi mi? Biliyorum bu deva listesinden çıktı arkadaş. Ama Cumhuriyet Halk Partisi herhangi bir söylem yaptı mı olumsuz olarak? Sağolullah Ergin milletvekili adayı olmasından. Teşekkür ederim. Kılıçdaroğlu Teşekkür ederim. Önce soruyu sorduğunuz için çok teşekkür ederim. Birincisi basın özgürlüğü. Eğer bir ülkede medya özgürlüğü yoksa insanların özgürlüğü yoktur. Çünkü insanlar özgürce düşüncelerini ancak medya aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırabilirler. O nedenle medya özgürlüğü bütün demokrasilerin olması olmazıdır. Medya özgürlüğü aynı zamanda siyasal iktidarın kendisine çeki düzen vermesi açısından da son derece önemlidir. Bir yerde yolsuzluk olduğunda, bir yerde hata olduğunda, yanlışlar olduğunda bunu ilk yazan, ilk ulaşan medya mensuplarıdır. Dolayısıyla siyasal iktidar bir anlamda medya aracılığıyla denetlenmiş olur. Bizde ise medya özgürlüğü maalesef yok. Medya özgürlüğünü sağlamanın birinci yolu medya patronlarının sadece ve sadece medyayla uğraşabilecekleri bir alan yaratmak. Yani bir sürü fabrikası var. Hadi bu arada bir de gazetem olsun diyor, bir de televizyonum olsun diyor. İktidar geldiği zaman o fabrikalarda vergi denetimi olmasın, ceza olmasın vs. diye medya alır, iktidar yarcılığına soyunmuş olur. Buradan ayırmak lazım. Medya sahibi olanların medya dışında hiçbir işlerinin olmaması lazım. Medya çalışanların tamamının sendikalı olması lazım. Sendika zorunluluğu getirmek lazım. Çünkü medya çalışanı medya patronuna karşı da özgür olabilmeli. Medya patronunun baskısıyla haber yapmamalı. Bununla ilgili güzel bir çalışmamız var aslında. Bu çalışmayı şöyle yaptık. Yine böyle hem Anadolu medyası hem büyük medya mensuplarını toplayarak medyanın çıkışı nasıl olmalı, medya özgürlüğü nasıl olmalı? Bütün bunlarla ilgili bir rapor çıktı. Güzel bir rapor. Eğer arzu ederseniz o raporu bir şekilde size ulaştırabiliriz. Sadullah Bey'le ilgili olarak bu soru için de teşekkür ederim. Şimdi biz 6 parti bir aradayız. Biz başka bir partinin iç işlerine karışmayız. Altı partinin temel hedefi bizi bir araya getiren demokrasi özlemi. Her birimiz ayrıyız zaten. Düşüncelerimiz de farklı ama demokrasi konusunda aynı şeyleri düşünüyoruz. Devletle liyakat aynı şeyleri düşünüyoruz. Yargı bağımsızlığı aynı şeyi düşünüyoruz. Medya özgürlüğü aynı şeyi düşünüyoruz. Geçmişte farklı düşünebilirler. Ama bugün geldiğimiz nokta artık bir parti meselesi olmaktan çıkmış mesele bir Türkiye meselesi. Ya bu Türkiye'yi demokratikleştireceğiz, güzelleştireceğiz, insanlar düşüncelerini özgürce ifade edebilecekler ya da otoriter yönetime devam edeceğiz. Dolayısıyla 6 parti tek bir partinin logosu altında, 5 parti affedersiniz, girmeye karar verdik. İyi parti hariç onlar biz kendi logomuzla gireceğiz dediler. Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve Deva Partisi de CHP logosu altında girelim dediler. Neden? Çünkü artık oylar eğer beraber girersek artık oylar bizim lehimize olacak. Girmezsek daha fazla milletvekili kaybına yol açıyor. O nedenle birleşip beraber girmeye karar verdik. Tabii karar verince doğal olarak fedakarlığı kim yapacak? En büyük parti yapacak. Fedakarlığı biz yaptık. Biz onlardan milletvekili istedik. Şunu getirin deme hakkımız yok. Bizim partili değil ki biz şunu getirin veya bunu getirin. Onlar isimleri bildirdiler, biz de o isimleri yerleştirdik. Dolayısıyla Sadullah Bey geçmişte şunu yaptı, bunu yaptı vs. Biz geçmişi elbette sorgulayacağız ama biz bir güzel gelecek inşa etmek istiyoruz. O güzel gelecek içinde bunu eğer inşa edebilirsek, gerçekten güzel bir gelecek inşa edebilirsek, her şey kendiliğinden çözülecek. Bir şey daha ifade edin, biraz uzun oluyor, başka bir kusura bakma. Zaman su gibi yapıyor ona heyecanlanıyor. Şimdi hata kavramı vardır. Hata kavramı. Bir şeyi unutmamanızı isterim. Hata sadece ve sadece insanlara özgü bir kavramdır. Bizim dışımızdaki bütün canlılar iç güdürleriyle hareket eder. Biz aklımızla hareket ederiz. Dolayısıyla hata bize özgü bir kavramdır. O nedenle insanlar geçmişte hata yapmış olabilirler. Hataları olabilir, yanlışları olabilir, yanlış söylemleri olabilir. Ama bugün geldiğimiz noktada Türkiye öyle bir yerde ki Türkiye'nin buradan çıkması lazım. Ama demokratik yollarla çıkması lazım. Çıkaracak kim? Kim çıkaracak? Bravo. Gençler. Speaker 12 Evet bu tarafa dönüşeceğim. Speaker 1 5 dakika, son 5 dakika. Evet buyurun. Speaker 12 İsmim Selin. Süleyman Demirel Üniversitesi'nde coğrafya okuyorum, son sınıfım. İklim krizi hakkındaki fikirlerinizi merak ediyorum. Teşekkürler. Kılıçdaroğlu Önemli bir soru. Sadece bizim açımızdan değil bütün dünya açısından çok önemli bir soru. Önümüzdeki 25-30 yıl içerisinde Dicle ve Fırat nehrilerinin kuruyabileceğini düşünün. Büyük bir su sıkıntısı çıkacağını düşünün. Bunlar uygun önlemlerin bugünden alınması gerekir. Birleşmiş Milletler bu konuda çalışıyor. Üniversiteler bu konuda çalışıyor. Çalışmayan tek kurum siyaset kurumu. Ne yapacağını bilmiyor. Oysa ne yapılacağı meydanda her şey belli biliniyor. Konya Ovası yeraltı sularını çekiyorsunuz. Bobruklar oluşmaya başladı. Yeraltı suyu da bir süre sonra bitecek. Burdur'daki göl bile giderek küçülmeye başladı yeraltı suları nedeniyle. İklim değişikliği konusunda uzun vadeli ve sağlıklı programlar uygulamak gerekiyor. Gerekirse deniz suyunu tuzdan arıtıp onu tekrar kullanmak gerekiyor. O konudaki en büyük yatırımı Avustralya yaptı. Olağanüstü bir yatırım yaptı Avustralya. Çölü sulamak için yaptı. Biz tabii daha henüz buralarda değiliz. Bizim iki büyük suyumuz aynı zamanda sınır aşan sular Dicle ve Fırat. Dolayısıyla sadece biz değil Mezopotamya Ovası kuruyacak aslında. Akdeniz Havzası var. İklim değişikliği Akdeniz Havzası'nda orman yangınlarına yol açacak. Nitekim dikkat ederseniz son yıllarda orman yangınları Akdeniz Havzası'nda artmaya başladı. Bizim şöyle bir önerimiz oldu bütün Akdeniz Havzası'ndaki ülkelere. Ortak yangın söndürme araçlarımız olsun, uçaklarımız olsun. Yunanistan'da mı oldu? Hep beraber gidelim. İspanya'da mı oldu? Hep beraber gidelim. Böylece Akdeniz havzası çünkü en çok ısınan havzalardan birisi olacak. İhtim değişikliğine karşı, orman yangınlarına karşı bizim önlem almamız gerekiyor. Speaker 1 Evet, son size vereceğim hanımefendi. Buyursunlar. Speaker 13 Merhaba, Aylin Şahseven ben. Bornavandolu sesinde okuyorum. Üstünde 2-3 kez durduğunuz konudan bahsetmek istiyorum. Aselsan'daki çalışmalarından bahsederek onların sürekli yurt dışına göç ettiğinden bahsettiniz. Beyin göçünün bu denli fazla olmasının size sebebi nedir ve buna yönelik bir çözümünüz var mı acaba? Kılıçdaroğlu Sebebi şu, kendinizi düşünün. Üniversiteyi bitirdiniz, iyi bir eğitim aldınız, bir yerde iş buldunuz, belli bir ücret alıyorsunuz. O ücretle ömür boyu ne araba sahibi olabilirsiniz ne de ev sahibi olabilirsiniz. Ama diyor ki genç, eğer ben diyor Kanada'ya gidersem, Almanya'ya gidersem, İngiltere'ye gidersem, asgari ücretle de çalışsam bir süre sonra arabam da olacak, evim de olacak diyor. Bir gelecek düşü olması lazım. Yencin, evet ben çalışacağım, şunlar, şunlar, şunlar olacak diyebileceği bir geliri olması lazım. Asgari bir gelir güvencesi verilmesi lazım. Bırakın gelir güvencesini, üniversite mezunu olup, aylardır demeyeyim de yıllardır iş arayanlar da var. Biz bunları da biliyoruz yani. Dolayısıyla müthiş bir emek savurganlığı var, insan savurganlığı var. Bu kadar değerli bir emeği, gücü, genç iş gücünü siz dışarıya gitmeye mahkum ediyorsunuz bir anlamda. Çözümü az önce söyledim. Üreten Türkiye demiştim ya, stratejinin ikinci ayağı, üreten Türkiye. Her alanda bilimden, sanattan, kültürden tutun, tarımdan, sanayiye kadar her alanda Türkiye'nin üretmesi lazım. Her alanda. Üretebilirsek, mesela biz kırsalda gençler kalmıyorlar. Diyorlar ki ne yapacağım diyor ben köyde bir şey yok diyor. Kırsalda çalışan bütün gençlerin ve kadınların sosyal güvenlik primini devlet ödeyecek. Orada kalacaklar, üretecekler, çalışacaklar. Ayrıca az önce söylediğim formülle hiçbir çiftçinin zarar etmediği bir modeli hayata geçireceğiz. Maliyet artı makulkar eşittir taban fiyat olacak. Ayrıca kırsalda bütün kırsalda yani köylerde ziraat mühendisi, ziraat teknisyeni, veteriner, öğretmen bunların hepsi olacak. Ve böylece toprak analizlerinin yapılması, hayvanların aşılarının yapılmış olması, hangi ürünün ekilmesi gerektiği havza bazlı planlama içerisinde. Şimdi bizde planlama şöyle yapıyor, yani vatandaş kendisi yapıyor. Bu sene bakıyor, soğan fiyatları iyi. 100 liraya çıktı, 50 liraya çıktı. O zaman hep beraber soğan ekiyoruz. Sonra soğanları devşiriyoruz. Hep beraber iflas ediyoruz çünkü fiyatlar çok düşüyor. Planlama yaptığınız takdirde o zaman kimin ne kadar soğan ekeceği, kimin ne kadar buğday ekeceği, yulaf ekeceği, arpa ekeceği, neyse bunlar planlanır, ülkenin ihtiyacına göre belirlenir ve hiç kimsenin zarar etmediği bir modeli hayata geçirmiş olursunuz. Speaker 1 Evet Sayın Genel Başkanım, vaktimizin sonuna geldik. Bizim programımız devam ediyor. Kılıçdaroğlu Bundan sonra bir başka toplantıya gideceğim. Speaker 1 Evet ama bu kadar. Mansur Başkan'la birlikte olacağız. Biliyorum biliyorum. Vaktiniz az, gidiyorsunuz. Ben çok teşekkür etmek istiyorum. Bu genç arkadaşlarımızla buluşmak için bu kadar vakit ayırmanız nedeniyle. Kılıçdaroğlu Ösrarla bir el kalkıyor oradan. Speaker 14 Son söz peki sizin olsun. Ben Bulgurcu Hatay Defne'den geliyorum. Burada Atılım Üniversitesi'nde işletme okuyorum. Biz depremden sonra depremin yarattığı sıkıntılarla boğuşurken altılı masada çıkan bir kriz vardı. O krizin sebebi biz orada canla başla uğraşırken gerçekten olan sebebini ben merak ediyorum. Teşekkür ediyorum. Kılıçdaroğlu Her kriz sonunda daha dayanıklı bir yapının ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu da öyle oldu. Bir kriz yaşadık ama şimdi daha dayanıklı, daha kenetlenmiş bir yapı ortaya çıktı. Speaker 1 Evet, Sayın Genel Başkanım, gençler ben size bir şey söylemek istiyorum. Türkiye'de hep kuşaklar biliriz. Yani işte 45 kuşağı, 68 kuşağı mesela Sayın Genel Başkanım. Ben 68 kuşağı da. Ben 78 kuşağıyım. 78 kuşağım. Ama bu memlekette bir 1923 kuşağı var. Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyeti kuranların kuşağı. Onlar Cumhuriyeti kurmuşlar. Ben de diliyorum ki 2023 kuşağı, yani sizin kuşağınız demokrasiyle taçlandırsınlar bu Cumhuriyeti. Ama bu sizin elinizde. Bunu yapacak olan sizsiniz. Ben şahsen sorduğunuz sorulardan umudum büyümüş olarak ayrılacağım buradan. Ama burada İzmirli var mı? İzmirler. Şahane. O zaman öncelikle İzmirlilerden çok özür dileyerek bir talebim var. Ben 10 yıl Seferi Hisar'da hep muhalefetin belediyesi oldum. 4 yıl İzmir'de aynı şekilde. Benden öncesi de var. 21 yıldır İzmir Büyükşehir Belediyesi hep muhalefette olmuş. Artık iktidar belediyesi olmak istiyoruz. Çok rica ediyorum. Ne oluyor? Elinizden geleni yapın. Çünkü biliyorum eğer bir iktidarın belediyesi olursak var ya o İzmir'de. Kılıçdaroğlu Of! Şimdi şöyle Bağlayayım başkan izin verirsen Gerçekten de 2023 kuşağının Yani sizin kuşağınızın Çok tarihsel bir görevi var Otoriter bir yönetimi Demokratik yollarla İktidardan etmek Bu dünya siyaset tarihine girebilecek Bir başarı Evet bu ülkenin gençleri 2023 yılında Otoriter bir yönetimi sandığa gittiler ve devirdiler ve eksidardan aldılar. Bu olağanüstü bir şey. Dünya siyasi tarihi de bunu yazacaktır. Çünkü bugüne kadar otoriter yönetimler hep başka nedenlerle gitmişlerdir. Ama ilk kez biz sabırla, dikkatle bakarak, zamanlayarak, sandığa giderek, oyumuzu kullanarak, sandığa sahip çıkarak ve sonunda da kazanarak 2023'te büyük bir devrimi gerçekleştirmiş olacağız. Yani siz Evet, evet. Sağ olun. Speaker 15 Sağ olun efendim. Çok sağ olun efendim.